21 Mayıs 2011 Cumartesi

Düş Umut İster


             Bir şehir düşlüyorum
Gökkuşağı kadar renkli
            Ama sonunda para aramasın sakinleri
Ne sokak lambaları aydınlatsın çöplerin başındaki suretleri
            Ne de uğraşalım ayıklamaya kellelerin biteviye çöplerini

Kiralanmasın tabelalar bilmem kaç paralı(k) heriflere
            Asılsın bayraklar gibi ,Dino’nun mutluluğunun resmi
Bir şarkı duyalım yolda kalbimiz acısın
            Acısın ki unutmayalım yitirdiklerimizi

Yıldız yağmurlarına da tutulalım
            “Hayde” diyelim ,gidelim en uzaklara
İçten bir selamı da esirgemeyelim dostlara,
            Sadri gibi alışıkçasına

Kaldıralım kadehlerimizi mare nostrum’lara
            Yitip giden Can’lara, Baba’lara, Erdal’lara ve Öz’lere
Özlemle, hasretle ama mutlaka umutla…


                                                                       H Anıl

Tiyatro(ücretsizdir,kişi sınırlaması da yoktur)


                      TİYATRO
Sıcak gülüşlere sahiptik,sıcak tartışmalara
Çocuktuk,isyanımız vardı haksızlığa
Hep bir sözümüz vardı,o zaman bile anlamlıydı
Anlamlı sözlere hasretiz şimdilerdeyse

Unutabilir mi insan hiç kanayan bacağının sızısını
Oynarken yakıcı güneşin altında
Siktiriboktan çocukluk tartışmalarını
Söyleyemediklerimiz olurdu,bayağı da çoktu
Şimdiyse sözlerin kifayetsiz kaldığı yerler  de çok uzaklarda 

Düşlerimiz bile klavyelerimize tutsak
Ellerimizse hasret bir dostun sırtına dokunuşuna
Kim kiminle nerede ne yapıyor oynanırdı,oyundu biterdi nihayetinde
Bak şimdi merkezi haline geldi hayatımızın
En çok da bu üzüyor beni,bu tiyatro sahnesi

Bir gün biter elbet ve üç noktalara sahip dostlarım
Bitmez bu oyun,bu tiyatro
Biletler ücretsizken hem de...
                                 H ANIL

Günlük Hayatta Totalitarizm

Soyadı Vassaf,farklı kılıyor bu soyad onu bizden-biz kimsek?-.İlk kez insanlardan 9 yaşındayken korkmuş.Pencerenin camından izlemiş 50 60 kişilik bir grubun evlerine saldırıp saldırmama kararını.Ama zeki çocukmuş Vassaf o zamanlarda da.Bahçedeki otomobilin üstüne tebeşirlerle "Kıbrıs Türktür " yazmış .Görmüşler ve gitmişler.
12 Eylül darbesinden sonra ,kimi meslektaşları üniversitede kalabilmek için sakalını keserler,eski çalışmalarını ört bas ederler.O öyle yapmaz ,terkeder üniversitesini ,Boğaziçi Üniversitesi'ni.Ama içinde hep ukte kalmış sanırım "Öğrencilerimi" özlüyorum diye yazmış sonradan.
Hayatında bir kez torpil yaptırmış-oğlu TC vatandaşı olabilsin diye.Hem de Atatürkten."Evli değilsin"demişler."Ayrıca soyadın Arapça,nasıl alabildin ki bu soyadını?".Görevliye arkasında duran Atatürk portresini işaret etmiş."Rahmetli babamın akrabası olur,herhalde onun sayesinde"Oğlu TC vatandaşı olmuştur.
Son olarak ,sorarlar kapatılan Eskişehir cezaevi ne olsun diye.İçi aynalarla dolu bir müze olsun isterim der ve başlar anlatmaya..
"Asıl açıklanması gereken ,neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil,neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve greve gitmediğidir"Wilhelm Reich'in  sözüyle başlar kitap.İlk övgüsünü geceye yapar yazar.Geceyi sever,düzen güçleri uykuda olduğundan.Kişinin istediği saatte yatma özgürlüğünü savunur.Hiç bir totaliter kurumda bu özgürlüğün olmadığını anlatır-Tüm kurumlar totaliter değil midir - diye de ekler.
"Kurum her zaman "geç" yatanı suçlar,erken yatanı değil."
Gün boyu hayatta kalmaya geceleri ise yaşamaya çalıştığımızı söyler.
"Geceleri aşık olur,birbirimize aşkımızı geceleri ilan ederiz.Gündüzler bizi mantığımızı kullanmaya ,kendi hapishanemize kapanmaya zorlar.Gün boyunca baskı güçleri ,aşkın özgürlüğüne karşı savaşır.Ama geceler bizi yeniden aşık eder,bize "seni seviyorum" dedirtir.Gündüzleri söylenen "seni seviyorum"lar geceye gönderme yapar."diyerek açıklar tezini.
Mimariye takmıştır bir kısmında da kitabın.
"Mekanın en etkili biçimde kullanıldığı apartman dairesi modeli ,totaliter bir düzenlemeyi yansıtır.Bu plan ,milyonlarca insanın tıpatıp aynı hareketleri yapıp,tıpatıp aynı çevreye tabi olarak yaşaması sonucunu doğurur..."   . "Mekanın her köşesinden azami yarar sağlanan yeni tip apartmanlar,yaşama mekanı totalitarizminin en aşırı örnekleri.Dışarıdan içeriye göz atıldığında ,hemen hemen bütün apartman dairelerinde Tv lerin aynı yerde durduğu göze çarpar.Tıpatıp aynı yerlerde yemek yer,bağırsaklarımızı boşaltır,cinsel ilişkide bulunuruz.Bu totaliter yaşama mekanları aracılığıyla ,insanın kişiliğini çevresine yansıtmasına yönelik tüm yaratıcılığı köreltilmiş ,yok edilmiştir."
"Yirminci yüzyılın totaliter evleri ,mekanı fonksiyonel biçimde düzenlemelerinin yanı sıra özgürlüğün kendini en çok hissettirdiği mekanlardan yoksundurlar.Eskiden hemen hemen tüm evlerin tavan arası ,kiler ya da bodrum gibi " gizli " yerleri vardı.Pek çok insan için tavan arası bir yığın zengin ,çılgın,nostaljik,gizemli  çağrışımlar uyandırır hala..."  . "Nineden kalma oyuncak ayının tek başına yatak odasına yerleştirilmesi ya da eski bir fotoğrafın çerçevelenip oturma odasına konması,tarihin saptırılmasından ,bir anakronizmadan başka bir şey değildir" 
Alıntılar ,Cehenneme Övgü-Günlük Hayatta Totalitarizm kitabındandı.Bakış açısı denilen şeyi yerle bir edebilecek bir kitap.Ben burada sadece bir kaç açıdan anlattıklarını aktardım.
Kitabın arka kapağından... "Gündüz Vassaf ise böylesi-ya şu ya bu- bir seçme özgürlüğünün tutsaklaştırıcı yanlarına dikkat çekerek "ya hep ya da hiç" i önerir..Ve totalitarizmi ayakta tutan kimi kavramların ne denli kof olduğunu gösterir.Gündüze karşı geceden,cennete karşı cehennemden ,konuşmaya karşı sessizlikten ,akla karşı delilikten ,anlaşmaya karşı anlaşmazlıktan yana olur.Kahramanlığa karşı çıkar,"hain"leri savunur.